Hoşgörülü Olmak

Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.

– Mevlâna

Erdemli bir insan davranışı olan “hoşgörü” tahammül etme, katlanma, başkalarını eylem ve yargılarında serbest bırakma, farklılıklara saygı duyma, çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla ve anlayışla katlanabilme demektir. Hoşgörü bir insanın kendinden farklı düşünceleri, farklı inançları, farklı bir yaşam tarzı olan, farklı değerler sistemi olan insanlara sevecen bir tahammül göstermesi demektir. Hoşgörü vurdumduymazlık, görmezden gelme değildir, anlayıştır.

Hoşgörüde temel ilke, karşımızdakini istediğimiz gibi olmaya zorlamak değil, ona kendi istediği gibi olma fırsatı vermektir.

İnsanlar arası ilişkilerde dengeyi koruyan ve onları birbirlerine yaklaştıran hoşgörü, duygusal bir tavır olarak kişinin her konuda hem fikir olması, aldırmaması, olaylara kayıtsız kalması veya kendi inançlarından ve öz benliğinden taviz vermesi değil, farklılıkların bilincine varması, değişik düşünce ve kimliklere anlayışla bakabilmesidir.

Evde, trafikte, sokakta, okulda, işyerinde, hayatın içinde, kısaca insanın olduğu her yerde hoşgörüye ve koşulsuz sevgiye ihtiyaç vardır. Çünkü hoşgörünün ve sevginin olmadığı yerde çatışma, bencillik, anlaşmazlık, güvensizlik, tartışma ve kavga gibi tüm olumsuzluklar yaşanır. 

Hoşgörülü insan önyargılı olmadan sorunu oluşturan şey hakkında derinlemesine düşünüp çözüm bulabilir, hatalara karşı benmerkezli değildir. Empati kurma yeteneğini kullanarak karşı tarafı anlamaya çalışır. Hoşgörünün iletişimde bağları güçlendirdiğinin bilincinde olduğu için çatışmalardan ve kırgınlıklardan uzak durur. Alçak gönüllülüğü elden bırakmaz ve ona göre davranır, çünkü her insanın aynı düşüncede olamayacağını bilir. Doğal olarak bakış açılarımız ve yaşam tarzlarımız farklı olduğundan dolayı insanların yaşam biçimlerine, düşünce sistemlerine, inançlarına saygı göstermek gerektiğinin farkındadır. Yeni fikirlere ve düşüncelere açıktır. Hoşgörülü insan, bir kişiyi o andaki davranışlarına göre değerlendirmez, tavır almadan önce bir süre düşünür ve böylece yanlış yargı ve tutumlardan uzaklaşmış olur.

Hoşgörüsüz kişiler genellikle benmerkezli olur, hiçbir şeye katlanamaz ve çoğunlukla insanları bilinçsizce kendi bakış açılarına göre değerlendirip yargıya varırlar. Bu tür insanların etkileşimde bulunduğu çevrelerine hatta kendi aile yapılarına bile yadsınamayacak derecede olumsuz etkileri vardır.

Hoşgörülü olmak büyük bir erdemliliktir. Hoşgörünün özünde ayrım yapmadan herkese karşı kendi kalıplarımızdan uzaklaşıp, empati kurarak ölçülü davranmak ve müsamaha göstermek vardır. Çünkü gereken yerde bilinçli şekilde ölçülü ve hoşgörülü davranmak insanların arasındaki bağları güçlendirdiği gibi saygı ve sevgiyi arttırır. Mutlu olmayı ve kendimize karşı saygı duyulmasını istiyorsak, en başta başkalarına saygılı ve hoşgörülü olmamız gerekir.

Mevlâna ve Yunus Emre’nin hoşgörüsü

Düşmanını bile dost gözüyle gören ve düşmanlığı içindeki düşmanlık duygusuna karşı kullanmayı öğütleyen Mevlâna’nın ve Yunus Emre’nin tüm dünyada takdir edilmelerinin ana nedeni insanları ayırt etmeden sevmeleri ve tüm insanları bir bütün olarak kucaklamalarıdır. Onlar farklı dinlere, farklı milliyetlere, farklı düşüncelere sahip olsalar da insanların bir bütün olduğunu ve insanın her şeyin üstünde değeri olduğunu savunmuşlardır. Sadece sözleriyle değil, hayatlarıyla da bunu göstermişlerdir. İnsanlara her zaman hoşgörü ile yaklaşmışlar, insanları incitmekten ve kalplerini kırmaktan özenle kaçınmışlardır. Hoşgörünün farklı olana farklı bakmamak ve onu ötekileştirmemek olduğuna inanmışlardır. 

Mevlana’nın “Kim olursan ol gel!”, Yunus Emre’nin “Sevelim, sevilelim, bu dünya kimse kalmaz!” gibi sözleri sevmek ve hoşgörü esasına dayanır. Bu nedenle onların öğretileri, insanları dostluğa ve kardeşliğe, birbirlerini anlamaya, birbirlerine zulmetmemeye, hoşgörüye, barışa ve sükûna çağırır. 

Hoşgörü ilkesiyle her dilden, her dinden, her renkten insanı kucaklayan, sevginin, barışın, kardeşliğin ve hoşgörünün sembolü olan Mevlâna ve Yunus Emre her şeyden önce gönül insanlarıdır ve sevgi âşıklarıdır. 

Unutmayın bütün dünya bir sahnedir, bütün insanlar sadece birer oyuncu, girerler ve çıkarlar… Sonuçta asıl mesele oyuna nasıl başlandığı değil, nasıl bitirildiğidir… Mevlâna: “Ben insanların ayıplarını gören gözlerimi kör ettim. Sen de onlara benim gibi iyi gözle bak.” diyor ve ekliyor: “Toplumsal bunalımların, kavga ve dövüş ortamının tek ve en güçlü doğuş sebebi sevgi eksikliğidir. Bunun en doğru tedavi yolu ise sevgiyi aramak, yaşamak, uygulamaktır. Hoşgörülü olursanız seversiniz. Sevilirsiniz. Karar verirseniz ve de bu yolda çalışırsanız her şeye ulaşırsınız!”

Web

Instagram

Facebook

Twitter

YouTube

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir