Kuru soğana muhtaç olmak, yoksulluğun simgesi haline gelmiş bir durum. Halk şairlerinden Mahsuni Şerif’in deyişiyle, “Yoksulun sırtından doyan doyana, bunu gören yürek nasıl dayana.” Bu sözler, toplumdaki yoksulluğun derin izlerini ortaya koyuyor. Şairin bu çarpıcı dörtlüğü, bir insanın en temel ihtiyaçlarından biri olan kuru soğana dahi erişememesini güçlü bir benzetme ile ifade ediyor.
Geçtiğimiz günlerde, yerel bir manavda yaptığım alışveriş sırasında tanık olduğum bir olay, bu durumu daha da somutlaştırdı. 60’lı yaşlarında başörtülü bir kadın, manavdan soğanın fiyatını sorduğunda, 19.90 TL cevabını aldı. Tek baş soğan almak istediğinde ise manavın verdiği cevap sadece 2 TL oldu. Kadının bu durumu kabullenip alışverişini yapmadan çıkması, cebinde sadece bu kadar parası olmadığını gösteriyordu. İçimde bir acı hissettim, hemen soğan almak istedim ama kadını rencide etmemek için cesaret edemedim.
Peki, biz ne zaman bu hale geldik? Yiğidi kuru soğana muhtaç edenler kimler? Bu durumun sorumluluğu sadece bireylere mi ait? “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” derken, çevremizde aç ve muhtaç insanların olduğunu fark etmeliyiz. Türkiye, tarım ülkesine rağmen, 1 kg soğanın fiyatının 20 TL’ye ulaşması ne anlama geliyor? Sadece soğan değil, patates, domates, biber gibi temel gıda maddeleri de hızla artan fiyatlarla karşı karşıya.
Diğer yandan, maliyet artışları, mazot, gübre ve ilaç fiyatlarının yüksekliği de etkili ama asıl sorun çiftçilerin üretimden vazgeçmesi. Üretimin az olması, piyasada yeterli mal bulunmamasına yol açıyor ve bu da fiyatların artmasına sebep oluyor. Çiftçilerin üretime teşvik edilmesi, desteklenmesi ve doğru bir üretim planlaması yapılması hayati önem taşıyor. Aksi takdirde, yakın bir gelecekte bazı ürünleri bulmakta zorluk çekebiliriz.
Bu durumdan bir an önce kurtulmak için adımlar atılmalı. Aksi takdirde, tarım ülkesi olan Türkiye’nin, gıda maddeleri konusunda sıkıntılar yaşaması kaçınılmaz. Sağlıklı günler dilerim.